MESNEVI III
(527) Her insanin evveli suretten ibarettir. Ondan sonra can gelir
ki can, manevi güzellik, ahlak güzelligidir.
Her meyvenin evveli suretten baska nedir ki? Ondan
sonra lezzet gelir ki lezzet, meyvenin manasidir.
Önce çadir kurarlar da sonra Türkü
konuk çagirirlar.
Bil ki suretin çadirdir, manan Türk.
Manan bil ki kaptandir suretin gemi!
{
(571) Köpegin ayiplarini bir hayli sayip döktü.
Zaten ayip gören gayb aleminin kokusunu bile alamaz.
{
(1138) Altin hazinesini, muhafaza için bilinmeyen
viranelere gömerler
Defineyi malum yerlere koymazlar. Iste bu yüzden
ferahlikta zahmetin altindadir.
{
(1253) Musa da sen de, Firavun da. Bu iki düsmani
da kendinde ara sen.
Musa kiyamete kadar vardir. Nuru hep o nurdur,
baska nur degil... degisen yalniz kandil
(1255) Bu kandille fitil baska, fakat nuru baska
nur degil, hep o alemden
Kandile bakarsan kayboldun gitti. Çünkü
ikilik ve sayiya sigis kandile göredir.
Fakat nura baktin mi ikilikten de, önü,
sonu bulunan cisim aleminin sayisindan da kurtulursun.
{
(1259) Hintliler, karanlik bir ahira bir fil getirip
halka göstermek istediler.
Hayvani görmek için o kapkaranlik yere
bir hayli adam toplandi.
Fakat ahir o kadar karanlikti ki gözle görmenin
imkani yoktu. O, göz gözü görmeyecek kadar karanlik
yerde file ellerini sürmeye basladilar.
Birisi eline hortumunu geçirdi, "Fil
bir oluga benzer" dedi.
Baska birinin eline kulagi geçti, "Fil,
bir yelpazeye benziyor" dedi.
Bir baskasinin eline ayagi geçmisti, dedi
ki: "Fil bir direge benzer."
Bir baskasi da sirtini ellemisti, "Fil bir
taht gibidir" dedi.
(1265) Herkes neresini elledi, nasil sandiysa fili
ona göre anlatmaya koyuldu.
Onlarin sözleri, görüsleri yüzünden
birbirine aykiri oldu. Birisi dal dedi, öbürü elif.
Herkesin elinde bir mum olsaydi sözlerindeki
aykirilik kalmazdi.
Duygu gözü ancak avuca, ancak köpüge
benzer, avuç bütün fili birden elleyemez ki!
(1270) Denizi gören göz baska, köpügü
gören göz baska. Köpügü birak da denizin
gözüyle bak sen.
Köpükler, gece gündüz denizden
meydana gelir, onlari deniz harekete getirir. Fakat sen ne sasilacak
sey, köpügü görüyorsun da denizi görmüyorsun!..
Biz, gemilere benziyoruz. Aydin denizin içindeyiz
de gözlerimiz görmüyor, birbirimize çarpip
duruyoruz.
{
(1293) Ey ulular, bu cihan bir agaca benzer; bizde
bu alemdeki yari ham, yari olmus meyveler gibiyiz.
Ham meyveler, dala iyice yapismistir, oradan kolay
kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve köske saraya
layik degildir.
(1295) Fakat oldu da tatlilasti, dudagi isirir bir
hale geldi mi artik dallara iyi yapismaz, hemen düsüverir.
O baht ver ikbal yüzünden adamin agzi
tatlilasti mi, insana bütün cihan mülkü soguk
gelir.
{
(3545) Hamam kizisti, isindi mi daralirsin, için
sikilir.
Oysaki hamam genistir, uzundur. O hararetten sana
dar gelir, ruhun sikilir, usanirsin.
Disari çikmadikça gönlün
açilmaz peki.. mekanin genismis ne fayda?
Yahut da mesela dar bir ayakkabi giyersinde genis
bir ovada yürürsün.
Fakat o genis ova, sana öyle daralir ki..
o ova o sahra sana adeta zindan kesilir.
{
(3901) Ben, cemadattandim.. öldüm, yetisip
gelisen bir varlik, nebat oldum. Nebatken öldüm, hayvan
suretinde zuhur ettim.
Hayvanliktan da geçtim, hayvanken de öldüm
de insan oldum. Artik ölüp de yok olmaktan ne korkayim?
Bir hamle daha edeyim, insanken öleyim de
melekler alemine geçip kol kanat açayim.
{
(4008) Cefaya ugrayip cilalanacagi zaman kaçan,
sonra da safa dileyen kisiye sasarim dogrusu.
Ask davaya benzer, cefa çekmek de sahide.
Sahidin yoksa davayi kazanamazsin ki!
(4010) Kadi, senden sahit isterse incinme. Yilani
öp ki hazineyi elde edesin!
Zaten o cefa sana degildir ki ey ogul.. sendeki kötü huylaradir.
Sopayla kilime vuran, kilimi dövmez, tozlarini silker!
Kizip ati döven, hakikatte ati dövmez, aksak yürüyüsünü
döver.
Bu yürüyüsü biraksin da iyi
yürüsün, rahvanlassin der. Üzüm suyunu
sarap olsun diye hapis edersin ya..
{
(4159) Bir bak.. nohut, tencerede atesten zebun
oldu mu yukariya dogru siçramaya baslar.
Tencere kaynamaya baslayinca nohut, tencerenin üstüne
firlamaya, yüzlerce coskunluk göstermeye koyulur.
"Neden beni atese attin, kaynatiyorsun.. mademki
satin aldin, neye bu hallere ugratiyorsun" der.
Nohut pisiren kadin da nohuda kepçeyle vurup
der ki: "Yok.. güzelce kayna, tencereden çikmaya
kalkisma ."
Seni sevmedigimden, senden hoslanmadigimdan kaynatmiyorum
seni ki.. bir zevke, bir çesniye sahip ol da.
(4164) Gida haline gel, yen, cana karis diye kaynatiyorum. Bu imtihan,
seni horlamak için degil!
(4171) Der ki: Ey nohut, baharda otladin, yeserdin..
simdi zahmet ve eziyet, sana konuk oldu, hos tut da
Konuk, sükürler ederek minnetler duyarak
geri dönsün, padisaha gidip senin ikramini, ihsanini anlatsin.
Ikram ettigin seylere karsilik olarak da sana o
nimetleri veren gelsin.. bütün nimetler sana haset etsinler!
Hayir ve belanin sirrini bilen mümin sabreder.
(4196) Av köpegi olmayan köpegin boynunda
tasma yoktur. Ham ve kaynamamis sey, mutlaka lezzetsizdir.
Nohut, bu sözleri duyunca "Mademki is
böyledir hanimcigim, güzel güzel kaynarim, sen de
bana yardim et ama.
Sen, bu kaynatmada beni yapip yoguran bir mimara
benziyorsun. Vur bana kepçeyle.. ne de güzel vuruyorsun.
Ben fil gibiyim, vur basima, yarala beni.. vur,
yarala da Hindistan'i, Hindistan bahçelerini görmeyeyim.
Bu suretle de kendimi kaynamaya vereyim de onun
kucagina ulasayim, ona kavusmaya bir yol bulayim!
(4201) Çünkü insan, zenginlikte
azgin olur. Rüyasinda Hindistan'i gören fil gibi azar,
kudurur.
Fil, rüyada Hindistan'i gördü mü
filciyi dinlemez, azgin bir hale gelir!
{
(4247) Ogul, sen Kur-an'in dis yüzüne
bakma.. Seytan da Adem'i topraktan ibaret gördü, hakikatine
eremedi!
Kur-an'in zahiri, insana benzer.. sureti görünür,
meydandadir da cani gizlidir!
{
"Bir hür kisiyi lütfunla kendine
kul etmen, binlerce köle azad etmenden daha iyidir."
Mektuplar 53
{
"Insan kendi kelinden veya çibanindan igrenmez. Yarali
elini yemege sokar, parmagiyla yalar. Bundan midesi bulanmaz; ama
baska bir kimsede birazcik çiban ve ufacik bir yara görse,
o yemegi yiyemez artik ve igrenir.
Insandaki kötü huylarda kellere ve çibanlara benzer.
Kendinde oldugu zaman insan ondan igrenmez, incinmez; halbuki baska
birinde ondan bir parçacik görecek olsa igrenir, nefret
eder. Senin ondan ürktügün gibi, o da senden ürker
ve incinirse, onu hos gör! Çünkü onu görmekten
inciniyorsun. O da ayni seyi sende görür."
Fihi Ma-fih 37-38
{
Ayip olan, daima her seyde ayibi görmektir. Ayibi görmeyen
gayb ehlidir.
Mesnevi I /2074
{
Kendi ayibiyla ugrasana ne mutlu. Baskasinin ayibini söyleyen,
o ayibi kendisinden uzak görmesin.
Mesnevi II /3064
{
Bil, fakat söylemede rezil olmasinlar. Erin
güzelligi sir saklamadadir.
Mecalis-i Seb'a /61
{
Sevilen her sey güzeldir; fakat aksine her güzel olanin
sevimli olmasi gerekmez. Güzellik, sevimliligin bir parçasidir;
sevimli olmaktir temel olan. Sevimlilik oldu mu, elbette güzellikte
olur; bir seyin parçasi tümünden ayrilamaz; onunla
beraberdir, birdir. Mecnun' un zamaninda Leyla'dan daha güzel
olanlar vardi; fakat Mecnun' un sevgilisi degildi onlar. Mecnun'a,
Leyla'dan daha güzel olanlar var, onlari getirelim dediler.
Dedi ki: Leyla'nin seklini sevmiyorum ki ben; Leyla bir sekil degil;
elimde bir kadehe benzer Leyla. Ben o kadehle sarap içerim.
Su halde ben içip durdugum o saraba asigim. Siz kadehi görüyorsunuz,
saraptan haberiniz bile yok. Bana altinlarla bezenmis, mücevherlerle
süslenmis kadeh sunsalar, fakat içinde sirke olsa, yahut
saraptan baska bir sey bulunsa ne isim var o kadehle benim? Içinde
sarap olan eski, kirik bir kadeh o kadehten, hatta o kadeh gibi
yüzlerce kadehten daha iyidir bence; fakat kadehi saraptan
ayirt edebilmek için bir ask, bir sevk gerek. Hani aç,
on gün bir sey yememis biriyle günde bes kere yemek yemis
bir tok... Ikisi de ekmege bakar ama tok, ekmegin seklini görür;
açsa ekmegi degil, cani görür; can görünür
ona ekmek. Çünkü ekmek kadehe benzer, tadiysa içindeki
saraptir sanki; o sarap ancak istah özleyis gözüyle
görülebilir. Simdi istahlan, özle de sekli görme,
varlik aleminde, her yerde sevgiliyi gör. Su halkin sekli,
kadehlere benzer; su bilgiler, hünerler, sanatlarda kadehte
ki nakislardir. Görmez misin, kadeh kirildi mi, nakislar kalmaz.
Su halde is, kalip kadehlerindeki sarapta, o sarabi içen
ve gören kiside. <<Kalanlar, iyi seylerdir.>>
Fihi Ma-fih 16
{
Muhammet Mustafa parmagindaki yüzügü
döndürdügünde seni oyalanmak, oynamak için
yaratmadik diye paylandi. Var, bundan kiyasla da günün,
suçla mi geçiyor, ibadetle mi bir düsün.
Fihi Ma-fih 15
{
Akil seni padisahin kapisina götürünceye
dek güzeldir, dinlenir. Onun kapisina geldin mi akli bosa;
o anda akil, ziyan verir sana;yolunu keser. Ona ulastin mi kendini
teslim et; artik nasilla, niceyle isin yok senin. Mesela biçilmemis
bir kumastan bir kaftan, yahut bir cübbe diktirmek istiyorsan
akil, seni tutar, terziye kadar götürür. Akil, bu
ana dek iyidir; seni terziye ulastirir. Simdi bu anda akli bosamak
gerek; terziye karsi kendi düsünceni birakmak gerek. Hasta
da böyledir. Akli o zaman dek iyidir ki onu tutar, hekime götürür.
Hekime vardiktan sonra akli bir ise yarmaz artik kendisini hekime
birakmasi gerek artik.
Fihi Ma-fih 26
{
Sevgide günes gibi ol, dostluk
ve kardeslikte
akarsu gibi ol, hatalari örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya oldugun gibi görün, ya göründügün
gibi ol.
{
Esekten seker esirgenmez ama esek
yaratilisi bakimindan otu begenir.
{
Dert, insani yokluga götüren
rahvan attir.
{
Les, bize göre rezildir ama, domuza,
köpege sekerdir, helvadir.
{
Derlegen Hasan
Harman
|